Mezopotamya'nın incisi Diyarbakır, sadece görkemli surlarıyla değil, binlerce yıllık tarihi ve bu tarihten süzülen ismiyle de dikkat çeker. Kentin adı, derin bir kültürel birikimin ve zaman içinde evrilen dilsel serüvenin izlerini taşır. Peki, "Diyarbakır" adı nereden geliyor? Bu sorunun yanıtı, şehrin kadim geçmişine doğru uzanan bir yolculuk sunar.
AMİD, KARA AMİD VE BİR ŞEHRİN HAFIZASI
Bugünkü adını almadan önce, bu topraklar "Amid" veya "Kara Amid" olarak anılırdı. Bu isimler, şehrin simgesi haline gelen koyu renkli bazalt taşlardan örülü surlarına atıfta bulunur. "Kara" sıfatı, bu görkemli ve koyu renkli taş yapıyı betimlerken, "Amid"in kökeni Asurca "Amed" veya "Amida"ya dayanır, bu da "diyar" veya "ülke" anlamına gelir. Yani, "Kara Amid" kara taşların diyarı demektir.
"BAKIRIN DİYARI" MI, "HALKIN DİYARI" MI?
"Diyarbakır" isminin ortaya çıkışına dair iki yaygın görüş vardır. İlk ve daha bilinen görüş, bölgedeki zengin bakır yataklarına işaret eder. Buna göre isim, "Bakır Diyarı" anlamını taşır. Diğer bir görüş ise daha etimolojik bir yaklaşımla, ismin "Diyar-ı Bekir" (Bekir'in Diyarı) veya "Diyar-ı Bikr" (Uç Diyar) ifadelerinden türediğini savunur. Ancak, "Bakır Diyarı" açıklaması halk ve tarih anlatısı arasında daha fazla kabul görür.
BİR İSMİN RESMİYET KAZANMA SERÜVENİ
Şehir, uzun yüzyıllar boyunca "Diyar-ı Bekr" veya "Diyarbekir" olarak anıldı. Bu kullanım, bölgeye hakim olan Bekr (Bakr) kabilesinin adından kaynaklanır. Osmanlı döneminde de "Diyarbekir Eyaleti" olarak idari bir birimdi. Cumhuriyet'in ilanından sonra, 1937 yılında alınan bir kararla, bölgenin tarihi ve coğrafi özelliğine atıfla, şehrin adı "Diyarbakır" olarak resmileşti.
SUR İÇİNDE YAŞAYAN BİR TARİH: DİYARBAKIR'IN KATMANLARI
Diyarbakır'ın isim hikayesi, onun sadece bir yönüdür. Şehrin asıl zenginliği, bu isimlerin altında yatan katmanlardır. Çayönü Höyüğü'nden itibaren 12.000 yıllık yerleşim geçmişi, Hurrilerden Asurlulara, Romalılardan Bizans'a, Emevilerden Osmanlı'ya kadar sayısız medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Her medeniyet, o muazzam bazalt surların içine kendi kültüründen, mimarisinden ve yaşamından bir parça eklemiştir. İşte bu nedenle Diyarbakır, ismiyle olduğu kadar, taşıyla, toprağıyla ve sokaklarında hissedilen binlerce yıllık nefesiyle gerçek bir açık hava müzesidir. Onu anlamak için surlarına dokunmak, sokaklarında kaybolmak ve bu kadim ismin fısıldadığı hikayeleri dinlemek gerekir.





