Diyarbakır'ın binlerce yıllık simgesi olan surların 1932'de yıkılan bölümleri, dijital teknoloji sayesinde yeniden görünür oldu. İçerik üreticisi Adem Ulusoy, yapay zeka destekli bir çalışmayla Dağkapı ve Mardin Kapı çevresinde kaybolan tarihi dokuyu "Günümüzde yıkılmamış olsaydı Diyarbakır surları nasıl olurdu?" sorusuna yanıt veren görsellerle hayata döndürdü. Bu proje, kayıp bir tarihi kesiti bugünün insanına ulaştırarak büyük ilgi topladı.
ERKEN CUMHURİYET'İN MODERNLEŞME REFLEKSİYLE YIKILDI
Surların yıkım kararı, 1930'lu yılların şehirleşme anlayışının bir yansımasıydı. Dönemin valisi Hasan Faiz Ergun'un Ankara'dan gelen talimatla uygulamaya koyduğu kararın arkasında, şehrin "büyümesi, genişlemesi ve hava alması" gerekçesi vardı. Modernleşme adına, bulaşıcı hastalıklara karşı önlem olarak da görülen bu plan, özellikle Dağkapı bölgesinde dinamitlerle gerçekleştirilen patlamalarla hayata geçirilmeye başlandı.
FRANSIZ ARKEOLOG ALBERT GABRIEL'İN TELGRAFI YIKIMI DURDURDU
Ancak bu karar, başta dönemin ünlü Fransız arkeoloğu Albert Gabriel olmak üzere birçok bilim insanı ve aydının tepkisini çekti. Gabriel, yıkımın bilimsel olarak yanlış olduğunu ve surların şehrin nefes almasına engel teşkil etmediğini savunarak Ankara'ya telgraflar çekti. Bu ısrarlı bilimsel muhalefetin ardından yıkım süreci durduruldu. Fakat müdahale edilene kadar, Dağkapı ve Mardin Kapı bölgelerindeki surların önemli bir kısmı ile buradaki tarihi doku geri dönülmez biçimde kaybolmuştu.
YAPAY ZEKA GEÇMİŞLE GELECEK ARASINDA KÖPRÜ KURDU
Adem Ulusoy'un çalışması, işte bu kayıp kesiti hayal etmemizi sağladı. Eski fotoğraflardan ve tarihi verilerden yola çıkan yapay zeka, surların günümüz şehir dokusu içinde nasıl bir görünüm kazanacağını gerçekçi bir şekilde modelledi. Ulusoy, projenin amacını "Yaklaşık 2 bin yıldır ayakta duran bu surların geçmişini anlatmak ve tarihin önemini vurgulamak" olarak açıkladı. Bu dijital canlandırma, bir yandan tarihe olan ilgiyi artırırken, diğer yandan kültürel mirasın korunmasına yönelik farkındalığı güçlendiriyor. Proje, teknolojinin geçmişi anlamak ve geleceğe taşımak için nasıl güçlü bir araç olabileceğini de gözler önüne serdi.