DİYARBAKIR- Diyarbakır’ın 1951 yılında Yaşar Kemal tarafından tanınmaya çalışıldığını ve üzerine röportaj yazı yazdığını biliyor musunuz? Yaşar Kemal’in gözünden Diyarbakır nasıldı? Yaşar Kemal Diyarbakır’ı nasıl anlatmış ve tanımlamıştı? 

Yaşar Kemal1

Yaşar Kemal, Diyarbakır’ı anlatırken genellikle tezatlar üzerine yoğunlaşır. Diyarbakır, tarih boyunca birçok kültüre ev sahipliği yapmış ve bu tezatları bünyesinde barındırmış bir şehir olarak dikkat çeker. Bir yanda verimli araziler ve bereketli topraklar, diğer yanda ekmeğini zor kazanan emekçiler. Bir yanda koca bir yoksulluk, diğer yanda zevk sefa içinde halkı sömüren ağalar, beyler ve patronlar. Yaşar Kemal, Diyarbakır’ı bu tezatlarla dolu bir şehir olarak tasvir eder. 

Yaşar Kemal 1951 yılındaki Diyarbakır'ı anlatıyor

Yaşar Kemal Cumhuriyet gazetesine girdikten sonra Doğu röportajları yapılmak üzere Doğu’ya gönderiliyor. Yaşar Kemal 1951 yılında ise Diyarbakır’a röportaj yapmak üzere gönderiliyor. Yaşar Kemal Diyarbakır’ı oldukça akıcı ve güzel bir şekilde anlatmıştır. 

Yaşar Kemal Diyarbakır’ı tezatlıklar şehri olarak tanımlıyor. Diyarbakır ile ilgili röportaj yazısı şöyle başlıyor; Diyarbakır akrepler şehri, gül şehri karpuz şehri.. Diyarbakır’a yeni yapılacak otelleri eşsiz tabiatıyla turist şehri, Diyarbakır tezatlar şehri.. 

Diyarbakır1

Yaşar Kemal aslında bu cümleler Diyarbakır’ın hem güzel hem de o dönemdeki kötü durumları anlatmaya çalışmıştır. Diyarbakır’da o dönemde yoksul halkı ve zengin ağa ve patronların da tezatlığından dem vurmuştur.  

YAşar Kemal o dönemde Diyarbakır ile ilgili yazısında Diyarbakır’ı şöyle anlatmaya başlıyordu;  

‘Atom bombası bu şehre düşmüş sanki. Yer yer taş, harabe. Diyarbakır pas tutmuş. Diyarbakır eski, çok eski bir demir kadar paslı. İlk bakışta böyle ya, insan aldanıyor. Sonra yavaş yavaş ayılıp ısınıyor Diyarbakır'a. Anlıyor ki iş böyle değil.’ 

Yaşar Kemal o dönemde ne romancı ne de öykücüydü. Diyarbakır’ı gezmiş, tanımış ve insanlarını anlamaya çalışmıştı. Şehrin doğasını, kokusunu ve dokusunu kavramaya çalışmıştı. Yaşar Kemal, yaklaşık olarak 3 ay boyunca Diyarbakır’da kalmış ve kendi gözleriyle gördüğü Diyarbakır’ı anlatıyordu okuyucularına. 

Yaşar Kemal

Yaşar Kemal yazdığı röportajın devamında ise şunları yazmıştı; 

‘Bu şehir kılıf içinde kın gibidir. Bu şehir kendisini öylesine gizlemiş ki tadına varabilmek, onu sevebilmek için emek istiyor, terlemek istiyor. Bu şehri kılıfından soyup mahremiyetine girmeli. Bu iş zor ya, değer. Bunu yapabildin mi büyülendin demektir. Diyarbakır seni büyülemiştir, kurtuluş yok. İki Diyarbakır var. Biri surun içindeki eski, öteki surun dışındaki yeni Diyarbakır. Eski Diyarbakır mimarisi, evleri, kahveleri, sokakları, caddeleri, giyinişi velhasıl her haliyle surlar kadar eski. Evler kara, kirli, yıpranmış, bazalttan yapılmış kemerleri, kafesleri, cağ denilen demirlerle örülmüş pencereleri, iki kat toprak damlı evler. Bu evlerin içlerinde çok eskileri, ünlüleri var. Dördüncü Murat, Diyarbakır'a geldiğinde bu evlerden birinde kalmış. Daha teratüze duruyor, dün yapılmış gibi. Sonra Behram Paşa'nın evi diyorlar. Bir ev var. Şimdi otel olarak kullanılıyor. Hayran olmamak elden gelmiyor. Kemerlerin en güzeli bu evlerde. Damların üstünü diz boyu ot ve kır çiçekleri bürümüş. Bu sebepten pek az ağaç olmasına rağmen bütün şehir tepeden tırnağa yemyeşil. Dışı bu kadar. Belki de pek bir şey söylemez. En genişi dört adım gelen sokaklardan geçerken efkar basacaktır. Ama durunuz. Henüz erken. Korkmadan önünüze gelen herhangi bir kapıyı çalmalısınız. Kapı hemen açılır.

Eskidiyarbakır-1

Yangın faciasında ölenlerin kimlikleri belli oldu Yangın faciasında ölenlerin kimlikleri belli oldu

Kapıyı açan çoğu kara gözlü esmer bir kadındır. İlki nafallar yabancı olduğunuzu anlayınca buyur eder. Diyarbakır artık kılıfından çıkmıştır. Diyarbakır bütün sıcaklığı, samimiyeti, güzelliğiyle gözünüzün önündedir. Evin bir avlusu vardır. Burada hewş diyorlar. Avlunun ortasında küçücük bir havuz vardır. Havuzun dört yanına bütün avluya türlü türlü renk renk güller ekilmiştir. Gülden geçilmez. Ev denebilecek evlerin hepsi de aynı minval üzeredir. Nereye gitsen gül, her yan gül. Mardin Kapı'da Millet Parkı var. Parkta gülden başka hemen hiçbir çiçek yok. Göz alabildiğine gül. Bütün şehir gül kokuyor. Satıcılar başlarında tablaları bağıra bağıra gül satıyorlar. Bir tanesi bir köylü gül sergisi yapmış. Bir destesi beş kuruşa. Koca bir top gül beş kuruşa. Sordum. Köyden getirmiş gülleri. Bu Akrepler payitahtı, gül şehridir, kahvehaneler şehridir. Her adımda bir kahvehane, ne kadar da çok. Yalnız bu kahveler başka şehirlerin kahvelerine benzemiyor. Bunlar başka türlü, çok şirin. Her kahvenin bir avlusu var. Çimen ekilmiş, güller donatılmış bir avlu. Avluda güllerin yanında, havuzun başında, dört karış yüksekliğinde masalar. İki karış yüksekliğinde, kürsü denilen oturakları balıkçı örgü gibi iple örülmüş iskemleler. Karşılıklı oturulup kahve, çay içilir. Bazı kahveler çayı demlikle getiriyor. Bu kadar çok kahve. Kahveler tıklım tıklım dolu. Sebebini sordum, işsizlik dediler'  diye tasvir ederek anlatmıştı.

Yaşar Kemal-1

Yaşar Kemal okuyucu ve dostlarına yazdığı yazıda bir de tavsiyede bulunmuştur; 

‘Okuyucularım, dostlarım içinizden birinin Diyarbakır’a yolu uğrarda Mardin Kapı’daki Salus parkı kahvesine gitmez ve bir yorgunluk kahvesi içmezseniz vebalim boynunuza olsun. Kahveci sizin yabancı olduğunuzu anlayınca bir top da gül ikram edecektir.’ 

Kaynak: Diyarbakir.Net