Saha Araştırmaları Merkezi (SAMER) tarafından hazırlanan “barış süreci analizleri” raporu, 2025 yılı boyunca Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki toplumsal eğilimleri ortaya koydu. Ocak, Mart, Mayıs ve Ekim aylarında 16 kentte yapılan anketlere dayanan çalışmada, bölge halkının öncelikli sorunları ve barış sürecine ilişkin beklentileri değerlendirildi.
Araştırmaya göre, “Türkiye’nin en önemli sorunu” sorusuna verilen yanıtlarda ekonomi ve işsizlik ilk sırada yer aldı. Bu oran Ocak’ta yüzde 53,6 iken Mayıs’ta yüzde 68,9’a yükseldi, Ekim’de ise yüzde 59,7 olarak ölçüldü. Kürt meselesi ise ikinci sırada konumlandı.
Barış sürecine talepler
Raporda, barış sürecine ilişkin talepler arasında hukuki düzenlemeler öne çıktı.
-
İnfaz düzenlemesi talebi Mart’ta yüzde 65’ten Ekim’de yüzde 78’e çıktı
-
Hasta mahpusların tahliyesi talebi yüzde 69,5’ten yüzde 74,9’a yükseldi
-
Kayyım uygulamalarının kaldırılması talebi yüzde 71,2’den yüzde 76,5’e çıktı
-
Umut hakkının tanınması talebi yüzde 68,9’dan yüzde 71,9’a yükseldi
Terörle Mücadele Kanunu’na yönelik değişiklik talebinin de artış gösterdiği kaydedildi.
Barış umudu sınırlı arttı
Barış sürecinin olumlu sonuçlanacağına inananların oranı yıl boyunca düşük seviyede kaldı. Ocak’ta yüzde 18,2 olan oran, Ekim’de yüzde 23,3’e yükseldi.
Hükümetin söylemlerinin sürece etkisine ilişkin soruda ise katılımcıların yüzde 47,7’si olumlu, yüzde 16’sı olumsuz görüş bildirdi.
“En yeterli aktör” Öcalan
Araştırmada aktörlere duyulan güven de ölçüldü. Buna göre Abdullah Öcalan yüzde 42,9 ile “en yeterli aktör” olarak öne çıktı. Onu yüzde 40,5 ile PKK ve yüzde 25,3 ile sivil toplum kuruluşları izledi. Hükümet yüzde 24,8, Meclis yüzde 22,1 ve muhalefet yüzde 20,3 oranında yeterli bulundu.
Ekonomi ve eşitsizlik vurgusu
Raporda, ekonomik sorunların bölge gündeminde belirleyici olmaya devam ettiği vurgulandı. Bu durumun, barış sürecinin yalnızca kimlik temelli değil aynı zamanda sosyo-ekonomik eşitsizlikler çerçevesinde ele alındığını gösterdiği ifade edildi.
Kalıcı barışın sürdürülebilirliği için ekonomik adalet ve refah politikalarının kritik olduğu belirtilirken, toplumun sürece desteğinin büyük ölçüde somut adımlara bağlı olduğu kaydedildi.