Bir Şehrin Geleceği Gençlerine Ayırdığı Alanlarda Gizlidir
Bir şehri yalnızca yolları, binaları, nüfusu ya da ekonomik büyüklüğüyle değerlendiremeyiz.
Şehir dediğimiz şey biraz da insanların kendilerini ne kadar ait hissettikleriyle ilgilidir.
Özellikle de gençlerin.
Diyarbakır genç bir şehir. Sokaklarında, üniversitelerinde, kafelerinde, parklarında ve sosyal alanlarında bunu açıkça hissediyoruz. Fakat genç bir nüfusa sahip olmakla gençlerin kendilerini geliştirebildiği bir şehir olmak aynı şey değildir.
Asıl soru şu:
Diyarbakır, gençlerine yalnızca yaşayacakları bir şehir mi sunuyor, yoksa kendilerini ifade edebilecekleri bir şehir de sunuyor mu?
Bence önümüzdeki yıllarda üzerinde en fazla düşünmemiz gereken meselelerden biri bu olacak.
Gençlerin ihtiyacı yalnızca eğlence değil
Gençlere yönelik alanlardan söz edildiğinde konu çoğu zaman kafeler, konserler veya eğlence mekânları üzerinden değerlendiriliyor.
Oysa gençlerin ihtiyacı bundan çok daha geniş.
Bir gencin kitap okuyabileceği sakin bir alan, arkadaşlarıyla bir proje geliştirebileceği çalışma ortamı, tiyatroya ulaşabileceği bir sahne, müzik yapabileceği bir stüdyo, resim sergileyebileceği bir salon veya kendi düşüncesini anlatabileceği bir platform da en az diğerleri kadar değerlidir.
Çünkü kültür, yalnızca tüketilen bir şey değildir.
Üretilir.
Ve kültürü üretenlerin başında gençler gelir.
Bugün Diyarbakır’ın farklı mahallelerinde yaşayan yetenekli gençlerin ne kadarının kendilerini gösterebildiğini düşünmeliyiz.
Belki çok iyi fotoğraf çeken bir genç var.
Belki kısa film yapmak isteyen bir öğrenci.
Belki yazdığı öyküleri kimseyle paylaşamayan biri.
Belki müzikle ilgileniyor ancak çalışabileceği uygun bir alan bulamıyor.
Şehirlerin görevi yalnızca yetenek keşfetmek değildir.
Yeteneğin ortaya çıkabileceği zemini oluşturmaktır.
Kültür merkezleri yaşayan alanlara dönüşmeli
Bir şehirde kültür merkezi bulunması önemlidir.
Ancak binanın varlığı tek başına yeterli değildir.
Asıl mesele o binanın ne kadar yaşadığıdır.
Kapısı gençlere açık mı?
Programları düzenli mi?
Yeni fikirler üretilebiliyor mu?
Gençler yalnızca izleyici olarak mı görülüyor, yoksa üretim sürecinin bir parçası olabiliyor mu?
Bence kültür politikalarında artık bu soruların daha fazla sorulması gerekiyor.
Bir genç yalnızca konsere gitmek istemez.
Bazen o sahnede kendisi olmak ister.
Bir sergiyi yalnızca gezmek istemez.
Bir gün kendi eserini o duvarda görmek ister.
Bir söyleşide yalnızca dinleyici olmak istemez.
Kendi fikrini anlatabileceği bir masaya oturmak ister.
Gençlere güvenildiğinde ortaya çıkan enerji, bir şehrin kültürel atmosferini tamamen değiştirebilir.
Mahalleler arasındaki fırsat farkı önemli
Şehrin merkezinde yaşayan bir genç ile merkeze uzak bir mahallede yaşayan gencin kültüre ve eğitime erişim imkânları aynı olmayabilir.
Bu nedenle kültür politikalarının yalnızca şehir merkezinde yoğunlaşması yeterli değildir.
Kütüphaneler, atölyeler, spor alanları, sanat etkinlikleri ve eğitim programları mümkün olduğunca mahallelere yayılmalı.
Çünkü yetenek adres seçmez.
Bir ressamın, müzisyenin, yazılımcının veya yazarın hangi mahalleden çıkacağını önceden bilemeyiz.
Fakat fırsatları yalnızca belli bölgelerde toplarsak birçok gencin potansiyelini daha ortaya çıkmadan kaybedebiliriz.
Bu nedenle kültür ve eğitim alanında yapılacak her yatırım aynı zamanda fırsat eşitliğine yapılan yatırımdır.
Diyarbakır’ın büyük bir avantajı var
Diyarbakır kültürel anlamda son derece güçlü bir hafızaya sahip.
Müziği, edebiyatı, sözlü kültürü, mimarisi, mutfağı ve binlerce yıllık şehir geçmişi genç kuşaklar için olağanüstü bir kaynak.
Fakat bu mirası yalnızca geçmişi anlatmak için kullanırsak eksik bırakmış oluruz.
Asıl önemli olan, geçmişten gelen kültürü bugünün gençlerinin diliyle yeniden üretmelerine alan açmaktır.
Bir genç Diyarbakır’ın tarihini bir belgeselle anlatabilir.
Bir diğeri bunu bir mobil uygulamaya dönüştürebilir.
Başka biri müzikle, fotoğrafla, tasarımla veya sinemayla yeniden yorumlayabilir.
Kültürü korumanın en güçlü yollarından biri onu yeni kuşaklara yalnızca öğretmek değil, yeniden üretme hakkını da vermektir.
Gençlerin şehirden gitmek istemediği bir Diyarbakır
Bugün birçok şehir için en önemli meselelerden biri gençleri şehirde tutabilmek.
Gençlerin doğdukları şehirden ayrılmalarının tek nedeni iş bulmak değildir.
Bazen kendilerini geliştirebilecekleri ortamı başka şehirlerde ararlar.
Bazen daha fazla sosyal imkân isterler.
Bazen de yalnızca kendileri gibi düşünen ve üreten insanlarla bir araya gelebilecekleri alanlara ihtiyaç duyarlar.
Bu yüzden bir şehrin gençleri için yaptığı kültür yatırımlarını ikinci planda görmek büyük bir hata olur.
Bunlar şehirlerin geleceğine yapılan yatırımlardır.
Ben Diyarbakır’ın gençlerinin başka şehirlere bakıp “Keşke burada da olsaydı” demesini değil, başka şehirlerdeki gençlerin Diyarbakır’a bakıp “Keşke bizim şehrimizde de böyle imkânlar olsa” demesini isterim.
Bu hedef ulaşılmaz değil.
Ama bunun için gençleri yalnızca geleceğin insanları olarak görmekten vazgeçmemiz gerekiyor.
Onlar bugünün de bir parçası.
Ve bir şehir gençlerine ne kadar alan açıyorsa, geleceğine de o kadar güçlü hazırlanıyor demektir.
Diyarbakır’ın hikâyesini bundan sonra gençler de yazacak.
Bize düşen, onlara kalemi uzatmak.
Dilan Avşar
Kültür, Eğitim ve Toplum Yazarı