Diyarbakır’ın Daha Fazla Yeşile Değil, Doğru Planlanmış Yeşil Alanlara İhtiyacı Var
Bir şehirde birkaç ağaç dikmek, birkaç refüjü çiçeklendirmek ya da yeni bir park açmak önemlidir.
Ama bunların hiçbiri tek başına iyi bir çevre düzenlemesi anlamına gelmez.
Çünkü çevre düzenlemesi yalnızca “yeşillendirme” değildir.
Çevre düzenlemesi; insanın şehirle kurduğu ilişkinin planlanmasıdır.
Diyarbakır gibi hızlı büyüyen, yazları sıcak, nüfusu yoğun ve tarihi dokusu güçlü bir şehirde bu konu çok daha önemlidir.
Bugün artık şu soruyu sormamız gerekiyor:
Diyarbakır gerçekten yeşil alan mı üretiyor, yoksa sadece boş kalan alanları yeşillendiriyor mu?
Bu ikisi arasında büyük fark var.
Park yapmak yetmez, yaşanabilir alan oluşturmak gerekir
Bir parkın başarılı olması için yalnızca çim, ağaç ve birkaç bank yeterli değildir.
O alanın insanların günlük yaşamına karışması gerekir.
Çocuklar güvenli şekilde oynayabiliyor mu?
Yaşlılar gölgede oturabiliyor mu?
Yürüyüş yapmak isteyenler kesintisiz bir güzergâh bulabiliyor mu?
Engelli bireyler alana rahatça ulaşabiliyor mu?
Akşam saatlerinde insanlar kendini güvende hissediyor mu?
Bir park ancak bu sorulara cevap verebildiği ölçüde gerçek anlamda kamusal alana dönüşür.
Aksi halde güzel görünen ama kullanılmayan alanlar üretmiş oluruz.
Diyarbakır’ın ihtiyacı gösterişli parklar değil, yaşayan parklar.
Bu şehirde gölge bir lüks değil, ihtiyaçtır
Diyarbakır’ın iklim koşullarını göz ardı ederek yapılan hiçbir çevre düzenlemesi başarılı olamaz.
Yaz aylarında sıcaklıkların yükseldiği bir şehirde gölge alan üretmek temel şehircilik meselesidir.
Ağaçlandırma yapılırken yalnızca görüntüye değil, ağacın sağlayacağı gölgeye, dayanıklılığına, su ihtiyacına ve bulunduğu çevreyle uyumuna bakılmalıdır.
Bir kaldırımda ağaç varsa ama gölge oluşturmuyorsa,
bir meydanda yeşil alan varsa ama öğlen saatlerinde kimse oturamıyorsa,
bir park varsa ama yazın kullanılamıyorsa,
orada planlama eksiktir.
Diyarbakır’da özellikle ana yaya akslarında, meydanlarda, okul çevrelerinde ve yoğun kullanılan caddelerde gölge koridorları oluşturulması gerektiğini düşünüyorum.
Şehirde yürümeyi kolaylaştırmanın yollarından biri de budur.
Refüjler sadece süsleme alanı değildir
Kentte en fazla göze çarpan alanlardan biri orta refüjlerdir.
Ancak refüjleri yalnızca mevsimlik çiçeklerle süslenen dekoratif alanlar olarak görmek yanlış olur.
Doğru planlanmış bir refüj;
tozu azaltabilir,
şehirdeki ısı etkisini düşürebilir,
görsel süreklilik sağlayabilir
ve ana caddelerin kimliğini güçlendirebilir.
Burada önemli olan sürekli sökülüp yeniden dikilen geçici çözümler yerine daha dayanıklı, bölgenin iklimine uygun ve bakım maliyeti düşük peyzaj tasarımlarına yönelmektir.
İyi çevre düzenlemesi yalnızca güzel değil, sürdürülebilir de olmalıdır.
Diyarbakır’ın kendine özgü bir kent estetiği olmalı
Her şehrin kendine ait bir görsel dili vardır.
Bazı şehirleri gördüğünüz anda tanırsınız.
Meydanlarından, kaldırımlarından, tabelalarından, aydınlatma elemanlarından ve bitki seçimlerinden o şehrin kimliğini hissedersiniz.
Diyarbakır’ın da bunu oluşturabilecek çok güçlü bir kültürel mirası var.
Bazalt taşı,
Surlar,
tarihi mimari,
yerel bitki dokusu,
şehrin renkleri ve kültürel motifleri…
Bütün bunlar modern tasarımla bir araya getirilebilir.
Yeni yapılan bir meydan ya da park dünyanın herhangi bir şehrinde olabilecek kadar kimliksiz olmamalı.
İnsan baktığında “Burası Diyarbakır” diyebilmeli.
Kent estetiği tam da böyle oluşur.
Yeşil alanlar birbirinden kopuk olmamalı
Şehirlerde yapılan en büyük hatalardan biri yeşil alanları tek tek ele almaktır.
Bir park burada,
başka bir park birkaç kilometre ötede,
aralarında ise tamamen araç odaklı bir şehir dokusu.
Oysa modern çevre planlamasında yeşil alanların birbirine bağlanması son derece değerlidir.
Yaya yolları,
ağaçlandırılmış bulvarlar,
bisiklet güzergâhları,
küçük mahalle parkları
ve büyük rekreasyon alanları bir bütün olarak düşünülmelidir.
Böylece şehirde bir “yeşil ağ” oluşur.
Bu sistem yalnızca estetik sağlamaz.
İnsanları yürümeye teşvik eder, sosyal yaşamı artırır ve şehrin nefes almasına yardımcı olur.
Diyarbakır’ın geleceğinde de bu bütüncül anlayışa ihtiyacımız var.
Mahalle parkları en az büyük projeler kadar değerlidir
Bazen şehirlerde büyük projelere çok fazla önem verilirken küçük mahalle alanları geri planda kalıyor.
Oysa vatandaşın günlük yaşamına en fazla dokunan yerler çoğu zaman evinin yakınındaki küçük parklardır.
Bir annenin çocuğuyla gidebildiği,
bir yaşlının akşamüstü oturabildiği,
gençlerin kısa süreli vakit geçirebildiği,
mahalle sakinlerinin birbirini gördüğü alanlar şehir kültürünü güçlendirir.
Bu nedenle her mahallede erişilebilir, güvenli ve bakımlı küçük yeşil alanlar bulunması büyük önem taşır.
İyi şehircilik yalnızca büyük projelerle değil, günlük hayatın küçük ayrıntılarıyla ölçülür.
Bakım, yapılan yatırım kadar önemlidir
Çevre düzenlemesinde en sık karşılaşılan sorunlardan biri de yapılan alanın zaman içinde yeterince korunamamasıdır.
Bir parkı açmak başlangıçtır.
Asıl mesele onu yıllarca aynı kaliteyle yaşatabilmektir.
Kuruyan ağaçlar,
bozulan sulama sistemleri,
kırılan kent mobilyaları,
bakımsız yürüyüş yolları
ve yeterince temizlenmeyen alanlar yapılan yatırımın değerini kısa sürede azaltır.
Bu nedenle her çevre projesinin yalnızca yapım bütçesi değil, uzun vadeli bakım planı da en baştan hazırlanmalıdır.
Şehirler projelerle değil, sürdürülebilir yönetimle güzelleşir.
Diyarbakır daha yaşanabilir olabilir
Diyarbakır’ın güçlü bir tarihi ve kültürel kimliği var.
Şimdi bu kimliği daha yaşanabilir bir şehir anlayışıyla birleştirme zamanı.
Daha fazla ağaç elbette gerekli.
Daha fazla park da gerekli.
Ama asıl ihtiyacımız doğru yerde, doğru bitkiyle, doğru tasarımla ve doğru kullanım amacıyla oluşturulmuş alanlar.
Çünkü iyi çevre düzenlemesi yalnızca şehri güzelleştirmez.
İnsanların günlük hayatını değiştirir.
Yürümeyi kolaylaştırır.
Mahalleleri canlandırır.
İnsanları bir araya getirir.
Çocuklara oyun alanı, yaşlılara dinlenme alanı, gençlere nefes alma alanı kazandırır.
Ben Diyarbakır’ın geleceğini konuşurken beton ile yeşil arasında bir tercih yapmamız gerektiğini düşünmüyorum.
Doğru planlama yapılırsa şehir hem büyüyebilir hem de nefes alabilir.
Mesele daha fazla yeşil yapmak değil.
Doğru yeşili, doğru yerde ve insan için tasarlamak.
Yaşar Bekiroğulları
Çevre, Peyzaj ve Kent Yaşamı Yazarı