Diyarbakır’ın Geleceği Toprağını ve Suyunu Nasıl Koruduğuna Bağlı

YAYINLAMA:

Diyarbakır denildiğinde akla yalnızca tarihi, kültürü ve şehir yaşamı gelmiyor.

Bu şehir aynı zamanda çok güçlü bir tarım coğrafyasının merkezinde bulunuyor.

Bereketli toprakları, geniş üretim alanları ve tarımsal potansiyeli Diyarbakır’ı yalnızca bölge için değil, Türkiye açısından da önemli bir üretim merkezi haline getiriyor.

Ancak bugün tarımda artık yalnızca “ne kadar üretiyoruz?” sorusunu sormak yeterli değil.

Şunu da sormamız gerekiyor:

Bu üretimi önümüzdeki 20, 30, 50 yıl boyunca sürdürebilecek miyiz?

Çünkü toprağı korumadan, suyu doğru kullanmadan ve değişen iklim koşullarına uyum sağlamadan tarımsal üretimi kalıcı hale getiremeyiz.

Tarımın en büyük sermayesi topraktır

Bir çiftçinin traktörü değişebilir.

Kullandığı ekipman yenilenebilir.

Tohum çeşidi değişebilir.

Ama verimli toprağın yerini kolay kolay hiçbir şey tutmaz.

Toprak, tarımın en temel sermayesidir.

Bu nedenle toprağın yalnızca üretim yapılan bir yüzey olarak görülmemesi gerekir.

Toprak canlıdır.

İçinde organik madde, mikroorganizmalar, su ve besin döngüsü vardır.

Yanlış sulama, aşırı gübreleme, bilinçsiz ilaç kullanımı ve toprağın sürekli aynı ürünlerle zorlanması zaman içinde verimliliği azaltabilir.

Bugün yüksek verim almak uğruna yarının toprağını kaybetmemeliyiz.

Diyarbakır’da tarımsal planlamanın merkezine mutlaka toprak sağlığını koymamız gerekiyor.

Su artık sınırsız bir kaynak değil

Tarım açısından önümüzdeki yılların en önemli başlıklarından biri su olacak.

Uzun yıllar boyunca suyu hep var olan, sürekli erişilebilen bir kaynak gibi düşündük.

Ancak iklim koşulları değişiyor.

Kurak dönemler uzayabiliyor.

Yağış düzenleri değişiyor.

Sıcaklıklar yükseliyor.

Böyle bir ortamda tarımda suyu ne kadar kullandığımız kadar, nasıl kullandığımız da önem kazanıyor.

Açık sistem sulamalar yerine su kaybını azaltan yöntemlere yönelmek,

ürün desenini su ihtiyacına göre planlamak,

sulama zamanlamasını doğru yapmak

ve çiftçiyi modern sulama teknikleri konusunda desteklemek artık tercih değil, zorunluluktur.

Çünkü geleceğin tarımında en büyük avantaj yalnızca çok suya sahip olmak değil, mevcut suyu en verimli kullanan olmak olacak.

Her ürün her yerde yetiştirilmemeli

Tarım politikalarında zaman zaman piyasa fiyatlarına göre ani ürün tercihleri yapılabiliyor.

Bir yıl belirli bir ürün iyi kazandırdığında sonraki sezon çok sayıda üretici aynı ürüne yönelebiliyor.

Bu durum kısa vadede anlaşılabilir.

Ancak uzun vadeli tarım planlamasında yalnızca fiyat üzerinden hareket edilemez.

Toprağın yapısı,

bölgenin iklimi,

su kapasitesi,

ürünün hastalık riski

ve pazar ihtiyacı birlikte değerlendirilmelidir.

Diyarbakır gibi geniş tarım arazilerine sahip bir şehirde ürün deseninin bilimsel verilerle planlanması büyük önem taşıyor.

Doğru ürünü doğru toprakta yetiştirmek hem çiftçinin maliyetini azaltır hem de doğal kaynakların korunmasını sağlar.

İklim değişikliği artık uzak bir mesele değil

İklim değişikliği bazen yalnızca kutuplar, buzullar veya deniz seviyeleri üzerinden konuşuluyor.

Oysa çiftçi iklim değişikliğini tarlasında çok daha doğrudan hissediyor.

Yağışın zamanının değişmesi,

beklenmeyen sıcaklık artışları,

don olayları,

kurak dönemler

ve hastalıkların farklı zamanlarda ortaya çıkması üretimi doğrudan etkiliyor.

Bu yüzden tarım sektörünün iklim değişikliğine hazırlanması gerekiyor.

Yeni koşullara dayanıklı çeşitler,

daha verimli sulama sistemleri,

erken uyarı mekanizmaları,

doğru gübreleme teknikleri

ve üreticiye sürekli teknik danışmanlık gelecekte çok daha önemli hale gelecek.

Tarımda artık geçmiş yılların alışkanlıklarıyla değil, geleceğin koşullarına göre hareket etmeliyiz.

Çiftçinin bilgiye erişimi en az destek kadar önemli

Tarımda çoğu zaman destek denildiğinde yalnızca maddi destek anlaşılıyor.

Elbette ekonomik destek son derece önemli.

Ancak çiftçinin doğru bilgiye ulaşabilmesi de en az finansman kadar değerlidir.

Bir üreticinin hangi tohumu kullanacağı,

ne zaman sulama yapacağı,

hangi hastalıkla nasıl mücadele edeceği,

toprağının hangi besin maddesine ihtiyaç duyduğu

ve hangi üründen daha yüksek verim alabileceği bilimsel olarak belirlenebilir.

Burada ziraat mühendislerinin sahadaki rolü çok önemli.

Teknik bilgi masa başında kalmamalı.

Üreticinin tarlasına ulaşmalı.

Çiftçi ile mühendis arasındaki bağ ne kadar güçlenirse üretimde yapılan hatalar da o kadar azalır.

Tarım yalnızca köylerin meselesi değildir

Şehir merkezinde yaşayan biri tarımın kendisini ilgilendirmediğini düşünebilir.

Oysa soframıza gelen ekmekten sebzeye, mercimekten ete kadar birçok ürünün arkasında tarımsal üretim vardır.

Tarladaki maliyet artışı market rafına yansır.

Kuraklık pazardaki fiyatı etkiler.

Üretimin düşmesi gıda güvenliğini etkiler.

Bu nedenle tarım yalnızca çiftçinin değil, toplumun tamamının meselesidir.

Diyarbakır’ın tarımını korumak aynı zamanda şehirde yaşayan insanların gelecekte güvenli ve ulaşılabilir gıdaya erişimini korumaktır.

Gençleri tarımdan uzaklaştırmamalıyız

Kırsal bölgelerde karşı karşıya olduğumuz en önemli sorunlardan biri de gençlerin tarımdan uzaklaşması.

Tarım hâlâ çoğu genç için zor, riskli ve geleceği belirsiz bir meslek olarak görülebiliyor.

Bu algıyı değiştirmek gerekiyor.

Bugünün tarımı artık yalnızca geleneksel yöntemlerden ibaret değil.

Sensörler,

uydu görüntüleri,

dronlar,

akıllı sulama sistemleri,

tarım yazılımları

ve veri analizi giderek daha fazla kullanılıyor.

Teknoloji ile tarımın birleşmesi gençler için yeni fırsatlar oluşturabilir.

Diyarbakır’ın tarımsal geleceğini korumak istiyorsak gençlerin üretimde kalabileceği, para kazanabileceği ve teknoloji kullanabileceği bir model kurmalıyız.

Diyarbakır üretmeye devam etmeli

Diyarbakır’ın en büyük avantajlarından biri üretme kapasitesidir.

Ama bu kapasiteyi yalnızca bugünün verimiyle değerlendiremeyiz.

Gerçek başarı, çocuklarımıza da verimli toprak bırakabilmektir.

Suyu tüketmeden üretmek,

toprağı yormadan verim almak,

çiftçiyi bilgiyle güçlendirmek

ve tarımı değişen iklime hazırlamak zorundayız.

Çünkü tarımın geleceği yalnızca daha çok üretmek değildir.

Daha bilinçli, daha verimli ve daha sürdürülebilir üretmektir.

Diyarbakır toprağına sahip çıkarsa üretmeye devam eder.

Suyuna sahip çıkarsa geleceğini korur.

Bilimi tarımla buluşturursa da yalnızca bölgenin değil, Türkiye’nin en güçlü tarım merkezlerinden biri olma potansiyelini daha da ileriye taşıyabilir.

Toprak bize miras değil, gelecek nesillerden aldığımız bir emanettir.

O emanete nasıl baktığımız, Diyarbakır’ın yarınını belirleyecek.

Zelal Akyol
Ziraat Mühendisi ve Tarım Yazarı

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız