Kayıp çocuklar, cevapsız sorular: Adalet nerede başlıyor, sorumluluk nerede bitiyor?

YAYINLAMA:

Türkiye’de kaybolduğu bildirilen çocukların, kendilerinden haber alınamadığı belirtilen gençlerin ve ölüm koşulları kamuoyunda tartışılan kadınların dosyaları, yalnızca ailelerin yaşadığı acılardan ibaret değil. Her cevapsız soru, toplumun vicdanına yöneltilmiş bir çağrı; her aydınlatılmayı bekleyen dosya ise hukuk devletinin sorumluluğunu hatırlatan bir sınavdır.

Narin Güran, Rojin Kabaiş, Gülistan Doku, Şeymanur Topdemir, Rabia Naz Vatan, Leyla Aydemir, Müslüme Yağal, İpek Er, Nadira Kadirova, Yeldana Kaharman, Çağla Tuğaltay, Burak Oğraş ve Dorukhan Büyükışık…

Bu isimlerin her biri farklı bir olayın, farklı bir hukuki sürecin ve geride kalan ailelerin yaşadığı acının parçasıdır. Ancak bu dosyaların hukuki statüleri aynı değildir: Bazılarında mahkeme kararları verilmiş olabilir, bazılarında soruşturma veya kovuşturma süreçleri devam ediyor olabilir; bazı kişiler bakımından ise kayıp ya da ölüm koşullarına ilişkin kamuoyuna yansıyan bilgiler kesinleşmiş bir yargı kararı anlamına gelmez. Bu nedenle her dosyanın kendi koşulları içinde, doğrulanmış bilgiler ve resmi kayıtlar temelinde değerlendirilmesi gerekir.

Kayıplar yalnızca bir bölgenin meselesi değil

Kayıp çocuklar ve kadınlara yönelik şiddet meselesini yalnızca Diyarbakır’ın Kulp ilçesine, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine indirgemek doğru değildir. Bu, Türkiye’nin tamamını ilgilendiren bir insan hakları ve hukuk sorunudur.

Ancak toplumun hafızasında yer eden bazı dosyaların yıllar geçmesine rağmen tartışılmaya devam etmesi, soruşturmaların etkinliği konusunda önemli soruları beraberinde getiriyor.

Gülistan Doku’dan uzun süredir haber alınamaması, Rojin Kabaiş’in ölümüne ilişkin kamuoyuna yansıyan ve yanıt bekleyen sorular, Rabia Naz Vatan dosyasındaki adalet arayışı ve Narin Güran’ın ölümüyle ilgili yargı sürecinin ortaya koyduğu hususlar, ailelerin gerçeğe ulaşma mücadelesinin neden unutulmaması gerektiğini gösteriyor. Bununla birlikte, her dosyada yalnızca yetkili makamlarca doğrulanmış bulgular esas alınmalı; kesinleşmiş bir karar bulunmadıkça kişiler veya gruplar hakkında suçlayıcı ifadeler kullanılmamalıdır.

Burada sorulması gereken soru açık: Bir çocuk kaybolduğunda ya da bir genç kadın hayatını kaybettiğinde, bütün ihtimaller zamanında ve etkili biçimde araştırılıyor mu?

İlk andan itibaren delillerin korunması, tanıkların dinlenmesi, bilimsel incelemelerin yapılması ve ailelerin süreç hakkında bilgilendirilmesi hayati önem taşıyor.

Hukuk devleti olmanın gereği

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17’nci maddesi yaşama hakkını güvence altına alıyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2’nci maddesi de yaşam hakkını koruyor ve belirli koşullarda etkili soruşturma yürütülmesini gerektiriyor.

Etkili soruşturma, yalnızca bir dosya açmaktan ibaret değildir. Delillerin eksiksiz değerlendirilmesi, çelişkilerin giderilmesi, olası tanıkların dinlenmesi ve olayın bütün yönleriyle araştırılması gerekir.

Burada amaç peşinen birilerini suçlamak değil, gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Masumiyet karinesi gereği, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan hiç kimse suçlu ilan edilemez. Ailelerin adalet talebi korunurken şüphelilerin ve diğer ilgili kişilerin adil yargılanma hakkı da gözetilmelidir.

Bir soruşturmanın yıllarca sürmesi her durumda hukuka aykırılık anlamına gelmese de gereksiz gecikmeler, delillerin kaybolması ve ailelerin belirsizlik içinde bırakılması ciddi kaygılar yaratır. Yetkililer, soruşturmaların neden ve nasıl yürütüldüğü konusunda hukukun izin verdiği ölçüde şeffaf olmalıdır.

Ailelerin adalet arayışı unutulmamalı

Narin Güran’ın ailesinin yaşadığı acı, Gülistan Doku’nun ailesinin yıllardır sürdürdüğü arayış, Rojin Kabaiş’in ailesinin yanıt bekleyen soruları ve Rabia Naz Vatan’ın ailesinin adalet mücadelesi, toplumun hafızasında yerini koruyor. Bu ifadeler, ailelerin kamuoyuna yansıyan taleplerini anlatır; herhangi bir kişi hakkında kesinleşmiş bir suç isnadı anlamına gelmez.

Leyla Aydemir ve Müslüme Yağal gibi çocukların hikâyeleri de çocukların korunması ve kayıp vakalarına müdahale edilmesi konusunda daha güçlü mekanizmalara ihtiyaç duyulduğunu hatırlatıyor. Bu dosyalarda ulaşılan sonuçlar, yalnızca resmi kararlar ve doğrulanmış bilgiler çerçevesinde aktarılmalıdır.

İpek Er, Nadira Kadirova ve Yeldana Kaharman gibi isimlerle ilgili dosyalarda ölüm koşulları, soruşturma bulguları ve varsa yargı kararları birbirinden ayrılmalıdır. Çağla Tuğaltay, Burak Oğraş ve Dorukhan Büyükışık dosyalarında da ailelerin yanıt arayışı ile hukuken kesinleşmiş tespitler birbirine karıştırılmamalıdır.

Şeymanur Topdemir’in durumuyla ilgili gündeme gelen iddialar ve sorular da yalnızca doğrulanmış bilgiler, resmi açıklamalar ve dosyanın hukuki durumu çerçevesinde ele alınmalıdır. Hiçbir isim, somut ve doğrulanmış deliller olmadan bir suçlamanın parçası hâline getirilmemelidir.

Bu isimleri yalnızca gündem olduklarında hatırlamak yeterli değil. Ailelerin adalet arayışı, haberlerin manşetlerden düşmesiyle sona ermiyor. Kamuoyunun ilgisi azalabilir ama geride kalan sorular ortadan kalkmıyor.

Özgür basının sorumluluğu

Basının görevi yalnızca olayları aktarmak değildir. Özgür basın, cevapsız soruları gündemde tutmalı, yetkililere hesap verebilirliği hatırlatmalı ve ailelerin sesini duyurmalıdır.

Bunu yaparken kişilik haklarına, özel hayatın gizliliğine ve masumiyet karinesine bağlı kalmak da gazeteciliğin temel sorumlulukları arasındadır. İddia, soruşturma bulgusu, mahkeme kararı ve kesinleşmiş hüküm arasındaki fark açıkça belirtilmelidir.

Her dosyanın hukuki durumu farklı olabilir. Bazı dosyalarda mahkeme kararları verilmiş, bazılarında soruşturmalar sürüyor, bazılarında ise kayıp kişilerin akıbeti hâlâ bilinmiyor olabilir. Bir mahkeme kararı kesinleşmedikçe, kararın hukuki niteliği ve ilgili kişilerin statüsü doğru biçimde aktarılmalıdır. Bu farklılıkları gözetmek, gerçeği arayan gazeteciliğin vazgeçilmez koşuludur.

Çocukları ve kadınları korumak devletin sorumluluğudur

Çocukların ve kadınların güvenliği yalnızca ailelerin omuzlarına bırakılamaz. Etkili koruma mekanizmaları, hızlı müdahale, bilimsel inceleme, şeffaf soruşturma ve hesap verebilirlik birlikte yürütülmelidir.

Bir dosyanın gündemden düşmesi, soruların ortadan kalktığı anlamına gelmez. Ailelerin acısı devam ederken toplumun ilgisinin azalması, adalet arayışını sona erdirmemelidir.

Narin Güran, Rojin Kabaiş, Gülistan Doku, Şeymanur Topdemir ve burada andığımız diğer isimler bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Her insanın yaşamı değerlidir ve her ailenin gerçeği öğrenme hakkı vardır. Ancak bu hak, herhangi bir kişi hakkında kesinleşmiş yargı kararı bulunmadan suçluluk sonucuna varılmasını gerektirmez.

Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında verilen kararlarla değil, gerçeğe ulaşmak için gösterilen çabayla ve bu süreçte hukukun temel güvencelerine bağlı kalınmasıyla da ölçülür.

Bu nedenle kayıp çocukların ve kadınların dosyaları unutulmamalı; soru işaretleri bilimsel delillerle giderilmeli, varsa ihmaller ortaya çıkarılmalı ve hukuken sorumlu olduğu kesinleşen kişiler adalet önünde hesap vermelidir. Soruşturma veya yargılama aşamasındaki kişiler bakımından ise masumiyet karinesi korunmalıdır.

Çünkü bir ülkede adaletin gücü, yalnızca çözülen dosyalarla değil, cevapsız bırakılmayan sorularla ve hukuka uygun yürütülen süreçlerle de ölçülür.

Ailelerin adalet talebi karşılık bulana, kayıpların akıbeti aydınlatılana ve gerçekler ortaya çıkarılana kadar bu dosyaları doğrulanmış bilgiler temelinde gündemde tutmak hepimizin sorumluluğudur.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız