Çözüm Süreci: Barışın Bedeli Demokratikleşme Olmalı
Bugün ülkede yeniden tartışılan çözüm süreci, Kürt siyaseti açısından önemli bir dönemeçtir. Yıllardır çatışmaların, ölümlerin, tutuklamaların ve toplumsal acıların gölgesinde yaşayan bir halk, artık barışın ve demokratik bir geleceğin mümkün olmasını istiyor.
Ancak barış söylemi tek başına yeterli değildir. Çözüm süreci yalnızca silahların susmasına indirgenemez. Kürt halkının kimlik, dil, kültür, siyasal temsil ve demokratik haklarına ilişkin talepleri de bu sürecin temel başlıkları arasında yer almalıdır.
Burada iktidara da DEM Parti’ye de önemli sorumluluklar düşüyor. İktidar, süreci belirsizlikler içinde bırakmak yerine somut ve güven veren hukuki adımlar atmalıdır. Kayyum uygulamaları, siyasi tutukluluklar ve demokratik hakların önündeki engeller devam ederken toplumun güven duymasını beklemek gerçekçi değildir.
DEM Parti ise bu süreçte yalnızca arabulucu ya da siyasi muhatap rolüyle yetinmemelidir. Kürt halkının beklentilerini açıkça dile getirmeli, müzakere başlıklarını toplumla paylaşmalı ve sürecin demokratik güvencelerle ilerlemesi için ısrarcı olmalıdır.
En önemlisi, barış süreci kapalı kapılar ardında yürütülen bir siyasi pazarlığa dönüşmemelidir. Halkın söz ve karar sahibi olduğu, şeffaf ve demokratik bir zemine ihtiyaç vardır.
Çünkü Kürt halkı geçmişte defalarca çözüm umuduyla karşı karşıya kaldı. Her yarım kalan süreç, toplumda yeni hayal kırıklıkları yarattı. Bu nedenle bugün atılacak adımların güven, eşitlik ve hukuk temelinde olması gerekiyor.
Barışın kalıcı olması için yalnızca silahların susması değil, demokratik siyasetin önünün açılması da şarttır.
DEM Parti’ye ve Kürt siyasetinin diğer bileşenlerine de bir çift sözümüz var: Halkın eleştirilerini duymak zorundasınız. Gençler göç ediyor, işsizlik büyüyor, kadınlar şiddetle mücadele ediyor, emekçiler geçinemiyor. Doğduğu topraklarda yaşayabilmek isteyen insanlar başka kentlerde, başka ülkelerde gelecek arıyor.
Siyaset yalnızca kongre salonlarında, seçim meydanlarında ve basın açıklamalarında yapılmaz. Halkın gündelik yaşamına dokunamıyorsanız, kendi tabanınızın beklentilerini de sorgulamak zorundasınız.
Elbette bütün bunların yanında iktidarın sorumluluğu da ortada. Kayyum politikaları, tutuklamalar ve demokratik hakların önündeki engeller çözülmeden gerçek bir demokratikleşmeden söz edilemez. Barış ve çözüm tartışmaları somut hukuki adımlarla desteklenmelidir.
Ancak Kürt siyaseti de artık geçmişin başarılarıyla yetinmemeli. Kendisini yenilemeli, eleştiriye açık olmalı, gençlere ve kadınlara daha fazla alan açmalı. Siyasi sorumluluk birkaç ismin ya da dar kadroların tekelinde kalmamalı.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, yalnızca iktidarı eleştiren değil, kendi eksiklikleriyle de yüzleşebilen bir siyasettir.
Çünkü bir halkın mücadelesi, yalnızca dışarıdan gelen baskılarla değil, kendi içindeki sorunlarla da yüzleşebildiği ölçüde büyür.
Kürt siyaseti eleştiriden korkmamalı. Eleştirenleri karşısına almak yerine söylediklerini dinlemeli. Unutulmamalıdır ki eleştiri düşmanlık değil, değişim ve gelişim isteğidir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, geçmişin başarılarına sığınmak değil, geleceğin siyasetini yeniden kurmaktır. Demirtaş ve arkadaşlarının özgürlüğünü daha güçlü savunan, halkın sorunlarına kulak veren, ittifaklarını sorgulayan ve kendi halkına karşı sorumluluklarını unutmayan bir siyaset anlayışına ihtiyaç var.