Irak’ta Saddam Hüseyin rejiminin 16 Mart 1988’de Halepçe kentine düzenlediği kimyasal saldırının üzerinden 38 yıl geçti. Sarin, VX ve hardal gazı kullanılan saldırıda binlerce sivil yaşamını yitirirken, katliam Kürt tarihinin en ağır saldırılarından biri olarak hafızalarda yerini koruyor.
Irak ordusu, İran-Irak Savaşı’nın son dönemlerinde Kürtlerin yaşadığı Halepçe kentini kimyasal silahlarla bombaladı. Üç gün süren saldırılarda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 3 bin 200 ile 5 bin arasında sivil yaşamını yitirdi, yaklaşık 10 bin kişi yaralandı.
Enfal operasyonunun parçası
Halepçe Katliamı, Saddam Hüseyin yönetiminin 23 Şubat–16 Eylül 1988 tarihleri arasında Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgelerine yönelik yürüttüğü sekiz aşamalı Enfal Operasyonu kapsamında gerçekleştirildi.
Irak yönetimi, İran ile iş birliği yaptığı iddia edilen Kürt gruplara karşı askeri operasyon başlatmıştı. Bu süreçte Irak Ordusu Kuzey Cephesi Komutanlığı görevine Saddam Hüseyin’in kuzeni Ali Hasan el-Mecit el-Tikriti getirildi. Kimyasal silah kullanımı nedeniyle daha sonra “Kimyasal Ali” olarak anılan el-Mecit, Halepçe saldırısının başlıca sorumlularından biri olarak yargılandı.
2003’te ABD güçleri tarafından yakalanan el-Mecit, 2007’de idama mahkûm edildi ve cezası 2010’da infaz edildi. Saddam Hüseyin ise Enfal Davası da dahil olmak üzere çeşitli suçlardan yargılanarak 30 Aralık 2006’da idam edildi.
“O gün hiç bitmedi”
Halepçe Katliamı’ndan kurtulanlardan Kalswme Huseyn, saldırının izlerini aradan geçen 38 yıla rağmen taşıdığını söylüyor. Katliam sırasında 14 yaşında olduğunu belirten Huseyn, ailesiyle birlikte bir caminin bodrumuna sığınarak hayatta kaldığını anlattı.
Huseyn, saldırı sırasında birçok yakınını kaybettiğini belirterek, “Teyzem ve çocukları hayatını kaybetti. Ailemden beş kişi daha öldü. O gün Halepçe’nin dört tarafı bombalanıyordu. Biz de bir caminin bodrumuna sığındık. Kısa süre sonra her yer toz ve dumana büründü. O görüntü hâlâ hafızamda” dedi.
Sabah saatlerinde ailesiyle birlikte dağlık bir bölgeye kaçtıklarını anlatan Huseyn, insanların kimyasal gazdan korunmak için yüzlerini kapattığını ve kalın kıyafetler giydiğini söyledi.
Kimyasal etkiler yıllarca sürdü
Huseyn, 1991’de Halepçe’ye döndüklerini ancak kimyasal maddelerin etkisinin yıllarca sürdüğünü belirtti. Toprağın ve çevrenin kirlenmesi nedeniyle birçok kişinin yıllar sonra da yaşamını yitirdiğini ifade etti.
Halepçe’de kimyasal saldırının sağlık üzerindeki etkileri uzun süre devam etti. Süleymaniye Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Dr. Fouad Baban’ın çalışmalarına göre bölgede engelli doğum oranı Hiroşima ve Nagazaki’nin dört ila beş katına ulaştı. Kanser vakalarının da dünya ortalamasının çok üzerinde olduğu rapor edildi.
Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre Halepçe Katliamı’nın uzun vadeli etkileriyle birlikte bugüne kadar 43 bin 753’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiği, 61 binden fazla kişinin ise kalıcı sağlık sorunları yaşadığı belirtiliyor.
“Anne elma kokusu geliyor”
Halepçe Katliamı’nın sembollerinden biri, saldırıdan kurtulan küçük bir çocuğun söylediği “Dayê bêhna sêva te” (Anne, elma kokusu geliyor) sözleri oldu.
Tanıklıklara göre sarin ve VX gibi sinir gazlarının yaydığı koku nedeniyle birçok kişi önce derisinde yanma hissetti, ardından solunum yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi.
BBC muhabiri John Simpson da saldırıdan sonra gördüğü manzarayı “Hayatımda gördüğüm en kötü görüntüydü” sözleriyle anlatmıştı. Simpson, bombaların etkisinin saniyeler içinde ortaya çıktığını ve birçok kişinin günlük yaşamın ortasında hayatını kaybettiğini ifade etmişti.
Halepçe Katliamı, sivillere yönelik kimyasal silah kullanımının en ağır örneklerinden biri olarak tarihe geçti ve aradan geçen 38 yıla rağmen bölge halkının hafızasında derin izler bırakmaya devam ediyor.