Enerjinin Dönüşümü: Ürik Asit!

Enerjinin Dönüşümü: Ürik Asit!

YAYINLAMA:

Enerjinin Dönüşümü: Ürik Asit!

Son zamanlarda ürik asit için pek çok suçlama var. Diyabetten yaşlanmaya kadar birçok hastalığın erken dönemlerinde arttığı bilinen ve biyokimya tetkiklerinizde de mutlaka gördüğünüz bir değer.

Peki, nedir ürik asit?

Ürik asit, pürin metabolizmasının son ürünü olup ekzojen ve endojen pürinlerin yıkımı sonucunda oluşmaktadır. Yani DNA’mızı oluşturan adenin ve guanin nükleotidlerinin parçalanmasıyla ortaya çıkar.

ATP’nin yapısında da adenin bulunur. Yani aslında enerjimizi sağlayan molekülün yapı taşlarından biri bir pürin türevidir. ATP parçalandığında ADP’ye, ardından AMP’ye dönüşür. AMP’nin de parçalanmasıyla süreç ürik asit oluşumuna kadar ilerleyebilir. Dolayısıyla özellikle ATP tüketiminin ve pürin yıkımının arttığı durumlarda ürik asit üretimi de artabilir.

Üre ile ürik asit aynı şey değildir. Üre, protein ve aminoasitlerin parçalanmasıyla oluşan son ürünlerden biridir. Ürik asit ise adenin -ATP’nin ve DNA/RNA’nın yapısına katılır- veya guanin -GTP ve DNA/RNA’nın yapısına katılır- gibi pürinlerin parçalanmasının son ürünüdür.

Ürik asit zayıf bir asittir. Fizyolojik koşullarda büyük ölçüde monosodyum urat şeklinde bulunur ve yaklaşık üçte ikisi böbreklerden, üçte biri ise bağırsaklardan atılır.

Ürik asit düzeyine göre iki yüzlü davranır: Antioksidan koruma ve hücresel yaşlanma!

Ürik asidin normal miktarı vücutta antioksidan, yani koruyucu etki gösterirken; yüksek düzeyleri ise prooksidan, yani vücuda zarar verebilen etkilerle ilişkilendirilmektedir.

Ürik asit, insan plazmasındaki en önemli antioksidanlardan biridir ve plazmanın toplam antioksidan kapasitesinin yaklaşık yarısını oluşturduğu bildirilmektedir. Hatta bazı çalışmalarda antioksidan savunmaya katkısının C vitamininden daha yüksek olabildiği gösterilmiştir.

Bu gerçekten güçlü bir savunmadır.

Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var: Ürik asit ne zaman zararlı hale geliyor ve yaşlanmayla nasıl ilişkilendiriliyor?

Bir önceki yazımda stresin aslında vücut için önemli olduğunu, ancak uzun süre devam etmesi durumunda zararlı hale gelebildiğinden bahsetmiştim. Ürik asitte de benzer bir denge söz konusu.

Her ne kadar eldeki veriler üzerinde daha fazla çalışılması ve bazı noktaların netleştirilmesi gerekse de bence şu ana kadarki bilgiler sağlığımız açısından oldukça önemlidir.

Ürik asit ile yaşlanma arasında dikkat çekici ve iki yönlü bir ilişki bulunmaktadır.

Ürik asit, fizyolojik düzeylerde güçlü bir antioksidan görevi görür ve hücreleri oksidatif hasara karşı korumaya yardımcı olur. Ancak ürik asit düzeyi uzun süre yüksek kaldığında, yani hiperürisemi geliştiğinde, bu koruyucu tablo değişebilir. Yüksek ürik asit düzeyleri; hücresel yaşlanma, inflamasyon ve çeşitli kronik hastalıklarla ilişkilendirilmektedir.

Bu paradoksal ilişki, sağlıklı yaşlanma ve metabolik denge süreçlerinde ürik asidi önemli bir araştırma alanı haline getirmektedir.

Ürik asit üzerine yapılan araştırmaların özellikle metabolik hastalıklar alanında derinleşmesiyle birlikte, yüksek ürik asit düzeylerinin obezite, metabolik sendrom, alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı, diyabet ve diğer metabolik hastalıklarla yakından ilişkili olduğu bulunmuştur.

Yağ metabolizmasında iki önemli enzim: AMPK ve AMPD2

Vücutta yağ metabolizmasında iki önemli enzim bulunmaktadır.

İlki AMPK enzimidir. AMPK, malonil-CoA düzeyini azaltarak yağların mitokondriye taşınmasını ve burada yakılmasını kolaylaştırır. Yani yağ oksidasyonunu artırır. Enzim aktivitesi azaldığında ise özellikle karaciğerde yağ birikimine zemin hazırlayan metabolik koşullar ortaya çıkabilir.

İkincisi AMPD2 enzimidir. AMPD2 ise AMP’nin parçalanmasında görev alır ve aktivitesinin artması yağ oksidasyonunu baskılar.

Meyve şekeri olarak bilinen fruktozun, AMPK’ya göre AMPD2’yi tercihli olarak aktive ettiği ve yağ birikimini artırdığı bilinmektedir. Yani meyve şekeri, vücutta özellikle de karaciğerde yağlanmayı artıran mekanizmaları harekete geçirebilir.

AMPD2 aktivasyonu, bir yandan AMPK aktivitesini baskılarken diğer yandan AMP’nin parçalanmasını ve bu yolun sonunda ürik asit oluşumunu artırır. Oluşan ürik asit de AMPK aktivitesini baskılayarak yağların yakılmasını azaltır.

Yani ürik asit arttıkça yağların enerji amacıyla kullanılması zorlaşabilir; bunun sonucunda özellikle organlarda yağ birikimini artıran ve damar sağlığını olumsuz etkileyebilen bir ortam oluşabilir.

Buna karşılık AMPK aktivasyonu, karaciğerde AMPD2 aktivitesini baskılamanın yanı sıra doğrudan yağ oksidasyonunu da uyarır.

Ayrıca fruktozun AMPK’ya göre AMPD2’yi tercihli olarak aktive ettiği ve yağ birikimine neden olduğu bilinmektedir. İşte ürik asit üzerine ilginin artması bu nedenledir.

Metformin, AMPK ve ürik asit

İnsülin direnci ve yağlı karaciğerde metformin yaygın olarak kullanılmaktadır.

Metformin, yaygın olarak AMPK aktivatörü olarak kabul edilir. Ürik asit ise tersine AMPK aktivitesini baskılayabilir. Bunun sonucunda devamlı yüksek kalan ürik asit seviyeleri, yağlı karaciğer açısından üzerinde durulan risk faktörlerinden biridir.

Son yıllarda, umami tadı veren ve pürin bakımından zengin olabilen bazı gıdaların, yüksek oranda ilave şeker (sükroz) ve yüksek fruktozlu mısır şurubu içeren ürünlerin tüketimi önemli ölçüde artmıştır.

Umami; tatlı, ekşi, tuzlu ve acı ile birlikte bilinen beşinci temel tattır. Japoncada “hoşa giden, lezzetli tat” anlamına gelir. Ağızda kalıcı bir derinlik bırakan, etsi, doyurucu ve iştah açıcı bir lezzet zenginliğidir. Temelinde glutamik asit, yani bir aminoasit bulunur.

Fruktoz, enerji ve ürik asit

Fruktoz, ilave şekerin önemli bileşenlerinden biridir.

Fruktozun metabolizması diğer şekerlerden bazı yönleriyle farklıdır. Özellikle yüksek miktarda alındığında hücre içinde hızlı ATP tüketimine yol açabilir. ATP’nin azalmasıyla nükleotid yıkımı artar ve bu süreç ürik asit oluşumunun artmasına kadar ilerleyebilir.

Aynı zamanda yüksek miktarda fruktoz tüketimi, mitokondriyal oksidatif stres ve AMPK aktivitesinin azalmasıyla da ilişkilidir. Böylece yağların hücre içinde yakılması azalabilir. ATP tüketiminin ve nükleotid dönüşümünün artması sonucunda da serum ürik asit düzeyinde yükselme meydana gelebilir.

Gut hastalığıyla ilişkisinin yanı sıra birçok çalışma hiperüriseminin kardiyovasküler hastalıklar, metabolik sendrom, insülin direnci ve diyabetle de yakından ilişkili olduğunu göstermiştir.

Hiperürisemi, birçok çalışmada kadınlarda 5,7 mg/dL’nin, erkeklerde ise 7,0 mg/dL’nin üzerindeki serum ürik asit düzeyi olarak tanımlanmaktadır.

Kan ürik asit konsantrasyonu normalin üzerine çıktığında, vücut sıvılarındaki ürik asit düzeyi de artar. Bu durum zamanla hücrelerin normal işleyişini etkileyebilen ve metabolik hastalıklarla ilişkilendirilen süreçlere katkıda bulunabilir.

Fizyolojik düzeylerde ürik asit koruyucu bir rol oynarken, uzun süre yüksek seyreden düzeyleri hücresel yaşlanma ve metabolik bozukluklarla ilişkilendirilmektedir. Yani enerji metabolizmasındaki dengenin bozulması, zamanla hücresel yıpranmayı da destekleyebilir.

Sağlıklı kalmak ve doğru beslenmek yaşamı daha konforlu kılar.

Vücudumuz ürik asidi doğal olarak üretir. Üstelik bu molekül, plazmadaki antioksidan savunmanın yaklaşık yarısını oluşturur ve bazı çalışmalarda bu savunmaya katkısının C vitamininden daha yüksek olabildiği gösterilmiştir.

Buna karşın özellikle yüksek miktarda fruktoz ve ilave şeker tüketimi ile sağlıksız yaşam tarzı, ürik asit düzeylerinin artmasıyla ilişkilidir. Uzun süre yüksek seyreden ürik asit düzeyleri de metabolik dengeyi ve sağlıklı yaşlanma süreçlerini olumsuz etkileyebilir.

Sağlıklı ve sağlıkla yaş almayı diliyorum.

Kalın sağlıcakla…

 

                                                                                                          Dr. Murat Doğan
                                                                                                         Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
                                                                                                        Hekim İlaç Yönetim Kurulu Başkanı

 

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız